Artan hayat pahalılığı, düşen alım gücü ve derinleşen gelir adaletsizliği, toplumun geniş kesimlerini “yaşamak” ile “hayatta kalmak” arasına sıkıştırdı. Vatandaşlar, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale gelirken, onurlu bir yaşam için adil ücret çağrısı yükseliyor.
Ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor. Barınma, beslenme ve giyinme gibi en temel ihtiyaçların dahi karşılanamaz hale gelmesi, toplumda derin bir umutsuzluk yaratıyor. Vatandaşlar, geleceğe dair hayaller kurmak yerine ay sonunu nasıl getireceklerini düşünmek zorunda kalıyor.
Özellikle dar gelirli aileler, artan ev kiraları ve faturalar karşısında çaresiz. Büyükşehirlerde kiraların 25–30 bin lira bandına ulaşması, elektrik, su ve doğalgaz faturalarının 10–15 bin lirayı bulması; eğitim, sağlık ve ulaşım giderlerindeki artış, geçim yükünü daha da ağırlaştırıyor. Asgari ücretli, emekli ve memurlar için bu tablo, yaşamın sürdürülebilir olmaktan çıkmasına neden oluyor.
Vatandaşlar, “barınacak bir ev, çocuklarını sağlıklı besleyebilme ve mevsimine uygun giydirebilme” taleplerinin lüks değil, en temel insan hakkı olduğuna dikkat çekiyor. Birçok aile, yoksulluk sınırının altında kalan ücretlerle yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, bu durumun “insanca yaşam” ile bağdaşmadığını ifade ediyor.
Tepkilerin odağında ise gelir dağılımındaki adaletsizlik var. Kimi kesimlere yapılan yüksek maaş artışlarının, milyonlarca çalışanın ve emeklinin aldığı sınırlı zamlarla kıyaslanması, toplumsal vicdanı yaralıyor. Vatandaşlar, “Bir kesimin aldığı artış bir gecede on binlerce lirayı bulurken, diğer kesimlerin birkaç bin liralık artışla geçinmeye zorlanması kabul edilemez” görüşünü dile getiriyor.
Uzmanlar da kalıcı çözümün, yoksulluk sınırının üzerinde ücretler ve milli gelirin adil paylaşımıyla mümkün olabileceğini vurguluyor. Aksi halde toplumun büyük bölümünün umutsuzluğa sürükleneceği, sosyal sorunların daha da derinleşeceği uyarısında bulunuyorlar.
Toplumdan yükselen ortak çağrı ise net:
“Bu millet yoksulluğa alıştırılmak istemiyor. Sadaka değil, adil ücret; hayatta kalmak değil, onurlu bir yaşam istiyor.”

